Yayınlar


Seminerler/Konferanslar

KUÇURADİ, İoanna (ed.), Türk Felsefe Araştırmalarında ve Üniversite Öğretiminde Alman Filozofları, 1986  yayın 2

Kitap, Türk felsefe dünyasindaki kimi Alman filozoflari üzerinedir. Arslan Kaynardag, Hitler Almanyasi'ndan Atatürk Türkiyesi'ne gelen bilim adamlarından önemli bir kısmını oluşturan filozofları ve bu gelişle başlayan felsefe alanındaki Türk-Alman işbirliğini; Cemil Akdoğan ise bu filozolardan biriyle gelen neopozitivizmin Türkiye'deki öyküsünü anlatıyor. İoanna Kuçuradi'nin “Nietzsche: Çağı ve Çağımız”, Bedia Akarsu'nun “Max Scheler: İnsan Olma Sorunu”, Yusuf Örnek'in “Bilimde, Felsefede ve Politikada Karl Jaspers” başlıklı yazıları, bu filozofları meslekten olmayan okuyucuya, çağdaş felsefeye olan katkıları bakımından tanıtmayı amaçlıyor.

KUÇURADİ, İoanna (ed.), İnsan Haklarının Felsefi Temelleri, 1996 (ikinci baskı)

Bu kitap, 1980 yılında yapılan, insan haklarına ilişkin bir uluslararası seminerde sunulan bildirilerden oluşuyor. Yirmi yıl sonra, o zaman söylenenleri okuyan için öğretici bir kitap olsa gerek. Dünyada ve Türkiye'de hangi konularda yol alındığını, hangilerinde yerinde sayıldığını görmemize yardımcı olabilecek bir kitaptır.

ÇOTUKSÖKEN, Betül (ed.), Felsefe Açısından Eğitim ve Türkiye'de Eğitim, 1996

Eğitim, her bireyi, eğiten ya da eğitilen olarak çok yakından ilgilendiren bir insan etkinliğidir. Bu nedenle konunun her zaman gündemde tutulması ve konuyla ilgili yaklaşımların açıkça ortaya konularak, ilgili kişilerce -biliminsanları, filozoflar, eğitimciler tarafından- sürekli olarak tartışılması gerekiyor. Böyle bir sorumluluğu Türkiye Felsefe Kurumu da paylaşmakta ve eğitim konusunu sık sık gündemine almaktadır.

Felsefe Açısından Eğitim ve Türkiye'de Eğitim, 17-18 Kasım 1995 günlerinde gerçekleştirilen ve aynı adı taşıyan seminerde sunulan bildirilerden oluşuyor.

Seminerde tartışılan görüşlerin ortak paydası şöyle özetlenebilir: “Dünyaya açık” ve “dünyayı da kendisine, insan varlığına açan” insanlar/bireyler yetiştirmeyi amaç edinmek; bütün bireyleri evrensel değerlerde buluşturmak.

KUÇURADİ, İoanna (ed.), Dünya Problemleri Karşısında Felsefe, 1988

Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan bu kitapta, 1980’de düzenlenen, “İnsan Haklarının Felsefî Temelleri” konulu seminerin bir devamı olarak 1986’da, Barış Yılında düzenlenen uluslararası bir seminerde sunulan bildirileri bulacaksınız. Kimi dünya problemlerine düşünülmüş çözüm yolları, yeterli oldu mu? Yoksa, bu düşünülmüş çözüm yolları yeni dünya problemleri mi yarattı? Bu sorular üzerine düşünmek isteyenlerin okumasında yarar olan bir kitap.

KUÇURADI, Ioanna (ed.), Philosophy Facing World Problems, 1988

Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan bu kitapta, 1980’de düzenlenen, “İnsan Haklarının Felsefî Temelleri” konulu seminerin bir devamı olarak 1986’da, Barış Yılında düzenlenen uluslararası bir seminerde sunulan bildirileri bulacaksınız. Kimi dünya problemlerine düşünülmüş çözüm yolları, yeterli oldu mu? Yoksa, bu düşünülmüş çözüm yolları yeni dünya problemleri mi yarattı? Bu sorular üzerine düşünmek isteyenlerin okumasında yarar olan bir kitap.

KUÇURADİ, İoanna- PEKER Bülent (ed.), Elli Yıllık Deneyimlerin Işığında Türkiye'de ve Dünyada İnsan Hakları, 2004 (ikinci baskı)

Bu kitap, 1998 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 50. yılında düzenlenen uluslararası bir konferansta sunulan bildirilerden oluşuyor. İnsan hakları araştırmaları ve tartışmalarının yüzyılımızın sonlarındaki durumunu yansıtan yazılar insan haklarıyla ilgili bazı teorik tartışmalara ve bunların gerçeklikteki yansımalarına ışık tutuyor; aynı zamanda da, yaşanan problemler karşısında, insan hakları araştırmalarını ve eğitimini geliştirme yönlerine ilişkin bazı yeni sorular ve düşünceler getiriyor.

GÜRİZ, Adnan (ed.), Adalet Kavramı, 2001 (ikinci baskı)

Bu kitap, 17-18 Aralık 1992 tarihlerinde Ankara'da düzenlenen “Adalet Kavramı” seminerinde sunulan bildirilerden oluşuyor. Adalet konusuna disiplinlerarası bir yaklaşımı okuyucuya sunuyor. Kitap, dilimizde, adalet konusundaki ilk eser olma özelliğini de taşıyor.

KUÇURADİ, İoanna (ed.), Barışın Felsefesi. 200. Ölüm Yıldönümünde Kant, 2006

Bu kitap iki tür yazıdan olusuyor. Bir kısım yazılar Kant'ın bazı kavramları ile düşünceleri üzerine yoğunlaşıyor, yaygın anlama biçimleriyle hesaplaşıyor veya onlara yeni bir ışık tutuyor ve Kant'ın bu düşüncelerinin yaşamımız için önemi konusunda çıkan sonuçlara işaret ediyor. Bir kısım yazılar da, Kant'ın bu kavramlarına dayanan barış anlayışının gerçekleşebilirliğinin siyasal koşulları –örneğin Völkerbund dediği kuruluş– üzerindeki düşünceleri inceleniyor. Birleşmiş Milletlerin dünya barışını sağlaması söyle dursun, savaşları önleyememesinin bunca tartışıldığı günümüzde, Kant'ın bu konudaki söyledikleri bizlere düşünme malzemesi sağlıyor.

KUÇURADI, Ioanna (ed.), 2007 Dünya Felsefe Günü / World  Philosophy Day Journée Mondiale de la Philosophie, 2009

Bir Dünya Felsefe Gününü ilân etmenin amacı, felsefe eğitimi ve öğretiminin yaşamımıza sağladığı yararlardan başka, felsefe bilgisinin ve felsefe bilgisine dayanarak olan bitene bakmanın kamu yaşamında ve dünya problemlerini ele almada oynayabileceği aydınlatıcı role dikkat çekmektir. İstanbul’da kutlanan Dünya Felsefe Gününün bildirilerini yayımlamakla, bu amacın gerçekleşmesine ek bir katkı yapacağımızı umuyoruz.

 

Telif Yayınlar

DİNÇER, Kurtuluş, Bilimsel Açıklamada Hempell Modeli, 1993

Günlük yaşamda olduğu kadar çeşitli bilimlerde de önemli bir bilme yolu olan “açıklama”, günümüz Bilim Felsefesinin ana tartışma konularından biridir. C.G. Hempel'in “açıklama modeli” bu alanda en yaygın olanı ve belki de en çok eleştirilenidir.

Ne var ki, bu eleştirilere baktığımızda, bunların da Hempell'in bu “modeli” oluştururken dayandığı aynıçerçeve içinde yapıldığı kitapta gösteriliyor ve Bilim Felsefesinin ana konularından biri olan “açıklama” konusunda okuyucuya düşünme fırsatını sağlıyor.

TEPE, Harun, Etik ve Metaetik, 1997

Bu kitap, “bilimsel felsefe”nin etikte bir yansıması olan ve Anglo-Amerikan felsefe dünyasında bugün etikle en yaygın uğraşma yolu olan metaetik üzerine, ülkemizde yayımlanan ilk çalışmadır.  

Harun Tepe bu çalışmasında, etik alanında metaetik ile kural getiren (normatif) etik yaklaşımlarını benimseyenler arasındaki tartışmayı serimlemekte, bu tartışmanın kaynağına ve sonuçlarına ışık tutmakta, ayrıca da etikteki bu yaklaşımların özgün bir değerlendirmesini yapmaktadır.

KUÇURADİ, İoanna, Uludağ Konuşmaları, 2009 (dördüncü baskı)

Kitap, İoanna Kuçuradi'nin Uludağ Üniversitesinin Eğitim Fakültesi öğrencilerine yaptığı üç konuşmadan oluşuyor.  

Temelini yazarın bir bütün olarak felsefe görüşünde bulan bu Konuşmalar, sürekli gündemde bulunan, ama kullananların bunlarla ne kastettikleri pek belli olmayan üç terime -:‘özgürlük’, ‘ahlâk’ ve ‘kültür’e-, anlaşılması ön felsefe bilgisi gerektirmeyen bir dille ışık tutuyor.

KUÇURADİ, İoanna, Nietzsche ve İnsan, 1999 (dördüncü baskı)

Nietzsche'nin, yüzyirmi-yüzotuz yıl önce, insanlar ve değerlerle, çağı ve çağımızla ilgili söylediklerini doğru anlayabilmek, onun bütün yazdıklarını birbiriyle ilgilerinde okumayı gerektiriyor.

Böyle bir okuma, insanlığa adım attıran düşünce ve kavramların getirildikten çok sonra dünyamızı etkileyebildiğini, bu etkilemenin ise bazı rastlantılara bağlı olduğunu görmemizi olanaklı kılıyor.  

Ama böyle bir okuma, aynı zamanda, bir filozofun getirdiği düşünce ve kavramların, bağlantılı oldukları sorunlardan koparılarak ele alındığı zaman, nasıl yanlış anlaşılabildiğini, nasıl ezbere kullanılabildiğini de görmemize yardımcı oluyor; bu da, günümüzün en önemli sorunlarından biri olan ve yaşamın her alanında kendini gösteren kavram kargaşasını dert edinenlerimize, bu kargaşanın nasıl aşılabileceği konusunda bazı ipuçları yakalayabilmeyi sağlıyor.

KUÇURADİ, İoanna, İnsan ve Değerleri, 2003 (üçüncü baskı)

Aynı insanların, aynı eylemlerin, ayni olayların, aynı durumların farklı şekillerde değerlendirilmesi insan dünyasının bir olgusudur.

Bu olgu kimi düşünürleri “değerlerin göreli olduğunu” ileri sürmeye ve bundan eylemle ilgili sonuçlar çıkarmaya götürmüştür. Kimi filozoflar da bu sava karşı “değişmez, evrensel değerler olduğunu” temellendirmeye çalışmıştır.  

Değişik ve değişken dünya görüşlerinin varlığı, ayrıca da aynı konularda değişik ve değişken normların çokluğu olgusu, yüzyılımızda çoğulculuğun bir ideal haline getirilmesine yol açmış; bu çoğulculuk da, yüzyılımızın ikinci yarısında kimi düşünürleri bütün görüşlerin ve normların “eşdeğer” olduğunu ileri sürmeye götürmüştür.

Kitap bu iki yönlü olguyu bir açıklama girişimi, aynı zamanda da değerlendirme fenomenine ve değerlere görelilik-mutlakçılık seçenekleri dışında bir ışık tutma çabasıdır: bunların ne olduğuna ışık tutma çabasıdır.

KUÇURADİ, İoanna, Etik, 2006 (dördüncü baskı)

Bu Etik 1970’lerin başında ilk yayımlandığı sıralarda, etik sorunlarla uğraşmak bugün olduğu gibi moda değildi. Geçen otuz-otuzbeş yılda etik, felsefede en çok uğraşılan alanlardan biri oldu, çeşitli meslek etikleri dünyada da bizde de bir patlama gösterdi.

Ne var ki, dünyadaki siyasal ve bilimsel gelişmelerin yarattığı gereksinimlerden dolayı, ‘etik’le çok uğraşılmakla birlikte, etiğe bakış değişmemiştir. Etik bugün de bir normlar alanı olarak görülmekte ve ondan, bize yaşarken ne yapmamız gerektiğini söylemesi beklenmektedir. İoanna Kuçuradi'nin Etiği ise, insanların başka insanlarla ve kendileriyle ilişkilerine ve bu ilişkilerde eylemde bulunurken karşılaşılan değer sorunlarına, bu arada da normlara ilişkin sorunlara bir ışık tutma girişimidir. Birkaç yoldan ortaya koymaya çalıştığı şey, yaşarken doğru ya da değerli eylemde bulunabilmenin bir bilgi sorunu olduğu, birkaç çeşitten bilgiye bağlı bir sorun olduğudur.

KUÇURADİ, İoanna, Schopenhauer ve İnsan, 2006 (ikinci baskı)

Schopenhauer ve İnsan, özellikle insan-kişi ayırımı üzerinde yapılmış bilimsel bir çalışmadır.

İnsan, toplum teki olarak değil de kişi olarak ele alındığında ve kişi başarıları insan başarılarından ayırd edildiğinde, karşımıza insanin basarı alanlarının yeni değerlendirmeleri çıkıyor. Yaşayan, araştırma ve sanat yapan insan ile, yine yasayan, araştırmada ve sanatta yaratıcı olan kişi arasında bir ayırım yaparak ve cinsini temsil eden insan ile, insana insan adini taşımağa lâyık kılan insan arasındaki farkları göstererek, insan problemine net bir ışık tutuyor bu eser. Günümüzde insan problemi nerelere itilmek isteniyor? İnsan ile kişi görüşü arasındaki ayırımın nerelerine sıkı sıkıya bağlı olan insan probleminin itilmek istendiği farklı yönler, bu eserin okunmasıyla bilinçlenecek bizlerde.

KUÇURADİ, İoanna, İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, 2007

İoanna Kuçuradi insan hakları ve hukuk-devlet-siyaset felsefesi yazılarını bir araya getirdiği bu kitapta, özellikle felsefi bilgiyle temellendirilmiş açık bir insan hakları kavramının önemi üzerinde duruyor. İnsanın değerinin bilgisine dayanan kendi insan hakları kavramından yola çıkarak, insan haklarının korunabilmesi ve ihlallerinin önlenebilmesi için nasıl bir hukuk, devlet ve siyaset anlayışıyla hareket edilmesi gerektiğini tartışıyor. Bu tartışmayı yaparken bir yandan teorik sorunlara diğer yandan da bu teorik sorunların yol açtığı pratik sorunlara değinerek, bunlarla nasıl basa çıkılabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor.

Bu kitap, ülkemizde bu alanda gerek teorik gerekse pratik düzeyde iş görenler bakımından önemli bir boşluğu dolduracak niteliktedir.

KUÇURADİ, İoanna, Çağın Olayları Arasında, 2009 (üçüncü baskı)

Kitap iki ana bölümde toplanan 12 yazıdan oluşuyor. Birinci bölümdeki yazılar, çağın sorunlarına felsefî bilgiyle ve etik değer bilgisiyle eğitilmiş bir gözle bakınca görülenler ortaya konuyor; ikinci bölümde ise felsefede ve felsefe tarihinde “bilimsel” araştırma yapmanın örnekleri veriliyor.

KUÇURADİ, İoanna, Sanata Felsefeyle Bakmak, 2009 (dördüncü baskı)

Yazarın altı yazısından oluşan bu kitabın ilk, uzun yazısında Max Scheler, Nietzsche ve yazarın trajik olanla ilgili görüşleri ortaya konuyor ve bir tür değerler çatışması olarak görülen trajik, edebiyat eserleriyle örneklendiriliyor.

Diğer yazılarda ise, edebiyat eserlerinin neyi, nasıl gösterdiği sorusu ve bir edebiyat eserini doğru değerlendirmek için izlenecek yol üzerinde duruluyor, bir yazıda ise şiir çevirilerini değerlendirme konusu ele alınıyor ve Homeros’un Türkçe çevirileri değerlendiriliyor. 

 

İngilizce Yayınlar/Çeviriler

KUÇURADI, Ioanna (ed.), Philosophy and Cultural Development, 1993

Development given as the main objective to national and international policies in the fifties, but understood merely as e c o n o m i c development -and what is more, as unlimited industrial production in so-called developed countries and as increase of the per capita income and industrialization in the developing ones-, not only failed to fulfill the relevant expectations, but also created its own undesirable facts: some of the global problems which the world community had to tackle in the past few decades and which still occupy its agenda.

In the face of these problems the idea of “cultural development” was brought as an additional objective for these policies.

The reason of attempting a philosophical scrutiny of idea of “cultural development” is the part this “development” seems to play in the creation of some other “undesirable” facts of the present-day world -a part apparently due to the ambiguity in the understanding of this idea, which leads to incompatible orientations and practices. This volume is an expression of the wish to contribute to an early diagnosis of the role that this ambiguity just now plays, so that “cultural development” does not share the fate of the idea of (economic) development.

KUÇURADI, Ioanna (ed.), The Idea of Development. Between its Past and its Future, 1993

Ideas play a more crucial role in history than they appear to do at first sight. If not sufficiently scrutinized, they sometimes lead to results far divergent from t h e initial intentions of those who put them forth as lines of orientation for practice. This seems to be also the case with the idea of ‘development', which has marked social and political practice in the second half of the Twentieth Century.  

In this volume philosophers from different parts of world, discuss, and attempt to evaluate, from epistemological and ethical points of view, the idea of development, as the principal objective of national and international policies during the past few decades.

KUÇURADI, Ioanna (ed.), The Idea and the Documents of Human Rights, 1995

The most significant achievement of the Twentieth Century is, probably, the importance ascribed to t h e i d e a of human rights. and perhaps the most significant endeavour of the world community in the second half of the Twentieth Century is its attempt to codify these ethical demands in declarations, covenants, charters and similar instruments expected to have universal validity. Yet besides the unscrupulous murder, torture and social injustice, which continue to prevail in our world, recently we also see gaining ground tendencies to promote demands unnoticeably undermining the efforts to protect human rights. What are our shortcomings?

The present volume is an attempt to bring into focus one of these shortcomings: the lack of clear knowledge of what human rights are, which seems to be the origin of various discrepancies within and between international human rights instruments -discrepancies that in many countries often block the way of those who work for the protection of human rights.

EVANS, David- KUÇURADI, Ioanna (ed.)Teaching Philosophy on the Eve of the Twenty-First Century, 1998

This volume, a joint publication of FISP and the Philosophical Society of Turkey, conveys a genuinely global perspective on the issues which philosophers contemplate as they reflect on the practice and theory of teaching philosophy. The essays focus mainly on the following four themes: Philosophy and the values of democracy; Teaching philosophy to other disciplines; Who should teach philosophy? and The place of philosophy in the wider curriculum.

TEPE, Harun (ed.) , Etik ve Meslek Etikleri, 2009 (ikinci baskı)

Son yıllarda meslek etiklerinden daha sık söz edilmeye başlandı. Çesitli mesleklerde karşılaşılan etik sorunların gittikçe daha fazla farkına varılmasıyla birlikte meslek etiklerinin sayısı da arttı. Etik sorunları aşmak için her meslek kendi meslek ilkelerini geliştirmeye girişti. Sonuçta nerdeyse meslek sayisi kadar ‘etik' ortaya çıktı.  

Bu durum akla şu soruları getirmekte: “Bir mesleğin yapılmasi sırasında karşılaşılan etik sorunlar, günlük yaşamda karşılaşılan etik sorunlardan farklı mıdır?', ‘Yoksa farklı mesleklerde, çözümleri o mesleğe özgü kimi bilgiler de gerektiren, ayni türden etik sorunlarla mı karşı karşıyayız?”. Kitapta yer alan yazılar bu ve benzeri soruları ele alarak, meslek etiklerine farklı bir yaklaşımın gerekli olduğuna dikkati çekmektedir.

HEIDEGGER, Martin, Metafizik Nedir?/ Was ist Metaphysik?,2009(üçüncü baskı)

“Metafizik nedir?” sorusu, Heidegger'in yasami boyunca hep yeniden üzerinde düsündügü, hep yeniden ele aldiğı bir soru olmuştur.  

Kitapta, Heidegger tarafından metafizik konusunda farklı zamanlarda kaleme alınan üç metin ve bu metinlerin anlaşılmasına yardımcı olan Richard Wisser'in bu metinler üzerine bir yazısı -Almanca ve Türkçe olarak- yer alıyor.

KANT, Immanuel, Pratik Aklın Eleştirisi / Kritik der praktischen Vernunft, 1999 (üçüncü baskı)

Kant'ın üç Eleştirisinden ve Etikle ilgili iki ana yapıtından biri olan Pratik Aklın Eleştirisinin orijinal metniyle birlikte yayımlanan bu çevirisi, ilk defa 1980’de yayımlanmıştı. Çoktan tükenmiş olan bu çevirinin üçüncü baskısını, etik sorunların ülkemizde ve dünyada gündemde olduğu ve bu sorunlara kültürel yaklaşımların yaygınlık kazandığı bir zamanda okurlarımıza sunmaktan, böylece de i n s a n ı temel alan ve insan olan herkese seslenen bir Etik örneğini vermekten mutluluk duyuyoruz. Ne zaman ve nerede olursa olsun, etikle ciddî olarak ilgilenen herkesin okuması gereken bir kitap.

KANT, Immanuel, Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena / Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik die als Wissenschaft wird auftreten können, 1995 (ikinci baskı)

Kant'ın dilinde bilim, ‘saf' ama bilgimizi genişleten yargılardan oluşan çeşitli bilgi alanları; ‘bilim olarak metafizik' ise, doğaya ve ahlâklılığa ilişkin, bu nitelikte bilgilerden oluşan bir sistem anlamına geliyor.  

İnsanın bilme yetisinin sınırlarını aşması sonucu ortaya çıkan eski metafiziğin kuruntularını bir kenara itmek ve “bilim olarak metafiziği” kurabilmek için, ilk önce insanın bilme yetisinin sınırlarını çizmek, “insanın bilme yetisi neleri bilebilir?” sorusunu yanıtlamak gerekiyor. 1883'te yayınlanan Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomenada Kant, insanın bilme yetisinin sınırlarını çizmenin ilk denemesini yapıyor. Bilgi Felsefesiyle uğraşan herkesin okumasında yarar olan bir kitap.

KANT, Immanuel, Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi / Grundlegung zur Metaphysik der Sitten, 1995 (ikinci baskı)

Pratik Aklın Eleştirisiyle birlikte Kant'ın Etikle ilgili iki ana yapıtından biri olan ve bu Eleştiriden önce yayınlanan Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesinde Kant, günlük yaşamda eylemde bulunurken, kendimizle ilişkimizde temelini bulan ahlâklılığın olanağının koşullarını serimliyor.  

Kant'a göre ahlâklılık, başkalarıyla ilişkilerimizde istediklerimizin her türlü kişisel çıkardan bağımsız olmalarında bulunur. Ancak kendimizi ve başkalarını böyle çıkarlar için araç olarak değil, amaç olarak görerek eylemde bulunduğumuzda ahlâklı oluruz.  

Kişisel ve grupsal çıkarların oluşturduğu eylemler karşısında, çıkarsız hiçbir şey yapılamayacağı kanısının yaygın olduğu dünyamızda, Kant bu kitapta, erdemli yaşamanın onsuz olunamayacak bir koşuluna -başkasını amaç olarak görme koşuluna- güçlü bir ışık tutuyor.

HUSSERL, Edmund, Kesin Bilim Olarak Felsefe / Philosophie als strenge Wissenschaft, 2007 (ikinci baskı)

Husserl bu kitapta, doğalcılık ve tarihselcilikle, özellikle de onların arkasındaki pozitivizm ve septisizmle hesaplaşıyor.  

Husserl'e göre araştırma dürtüsü felsefelerden değil, şeylerden ve problemlerden yola çıkmalıdır. Atılması gereken önemli adım, fenomenolojik nelik kavrayışıyla, sonsuz bir çalışma alanının açıldığını ve tüm dolaylı sembolleştiren ve matematikselleştiren yöntemler olmadan da kesin ve gelecekteki tüm felsefe için belirleyici olan bilgilerin ortaya konabileceğinin farkına varılmasıdır.

HARTMANN, Nicolai, Ontolojinin Işığında Bilgi / Die Erkenntnis im Lichte der Ontologie, 1998

Nicolai Hartmann bu kitabında, günümüzde yaygın olarak yapıldığı gibi, bilgiye yalnızca bir bilinç fenomeni olarak bakmanın, bilgi ve varlık arasındaki bağlantıyı göz ardı etmenin sakıncalarına dikkati çekiyor. Bilmenin aşkın bir edim, her bilginin de bir varolana, bir nesneye ilişkin olduğunu anımsatarak, bilgiye ontolojinin ışığında bakmanın, başta bilginin doğruluğu-kesinliği sorunu olmak üzere, birçok bilgi sorununu aydınlatmada ne kadar yol açıcı olabileceğini gösteriyor.  

Bizi, günümüzde sıkça yapıldığı gibi, kuramlardan veya görüşlerden fenomenlere değil, sorunlardan ve fenomenlerden kuramlara gitmeye çağıran Hartmann’a kulak vermenin tam zamanı olsa gerek.

   
 

Diğer

KAYNARDAĞ, Arslan, Bizde Felsefenin Kurumlaşması ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun Tarihi, 1994

Arslan Kaynardağ’ın bu kitabı, 1920’lerden bu yana üniversitelerimizin felsefe bölümleri dışında örgün biçimde yapılan ve felsefenin işlevini gerçekleştirmeyi amaçlayan çalışmaların öyküsüdür.  

Bir bilgi alanı olarak felsefe, yeni bilgilerin getirilmesiyle gelişiyor. Ne var ki, bu bilgilerin olan bitenleri aydınlatabilmesi ve onlardan tüm insanların yararlanabilmesi için, ulusal ve uluslararası düzeydeki çalışmaların kurumlaşması ve bazı çalışma geleneklerinin oluşması gerekmektedir.  

Bu kitap, bu alanda 65 yıldır yapılan çalışmaların belgelerini de göstererek, felsefenin ülkemizde kurumlaşma yoluna girdiğine tanıklık ediyor.

KUÇURADİ, İoanna (ed.), Yüzyılımızda İnsan Felsefesi. Takiyettin Mengüşoğlu'nun Anısına, 1997

Mengüşoğlu'nun felsefî antropolojisinin çağdaş antropolojiler arasında çok özel bir yeri vardır. Önemi, onun, metafizik yönden yüklü pek çok kavramı ustalıkla bir yana iterek, insani fenomenlerine dayanarak ortaya koymasında yatar. Felsefî antropolojisinin önemi ise, insani tek bir kavram veya özelliğe indirgemeden ve onun bütünlüğünü parçalamadan, açık bir varlık olarak görmesindedir. İnsan felsefesinde önemli olan da, insana böyle bir tavırla yaklaşabilmektir.

KAYNARDAĞ, Arslan, Kadın Felsefecilerimiz, 1999

Türk kadın felsefecileriyle ilğili bir araştırma olan bu kitapta, değerli düşünce tarihçimiz Arslan Kaynardağ, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e nelerin devredildiğini belirttikten sonra, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde edebiyatçı ve yazar kadınlarımızın sayısı az olduğu halde, Cumhuriyet'ten önce kadın felsefeci olarak ancak bir kişiyi -Fatma Aliye Hanım’ı- gördüğümüzü belirtiyor ve kadın felsefecilerimizin yetişmesinde Cumhuriyet'in oynadığı rolü vurguluyor.  

Kitapta 26 kadın felsefecimiz kısaca tanıtılıyor ve çalışmalarından örnekler veriliyor.

AKYOL, A. Faruk- ÖGE, YAZICIOGLU Sanem, Türkiye Felsefe Yayınları Kaynakçası, 2000

Harf devriminden bu yana yayınlanan telif ve çeviri kitaplar ile makaleleri kapsayan bu Kaynakça, Türkiye’de bu boyutlarda bir felsefe kaynakçası hazırlamanın ilk denemesidir.  

Kaynakça, yalnızca Türkiye'deki yayınları kapsıyor. Felsefecilerimizin yurtdışında yaptıkları yayınlar buKaynakçada yer almıyor.

ÇOTUKSÖKEN, Betül, Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Öğretim ve Araştırma Alanı Olarak Felsefe, Seçilmiş Metinler, 2001

Bu kitapta, ülkemizin ‘felsefe haritasının’ ana çizgileri belirgin kılınmaya, ‘düşünce akrabalıkları’ sınırlar ötesi bir anlayışla, somut örnekler -yüksek lisans ve doktora tezleri kaynakçası ve felsefe metinleri seçkisi- aracılığıyla gösterilmeye çalışılmaktadır.  

Cumhuriyetin bir “yurttaşlar” ve “kurumlar” bütünü olduğu saptamasından yola çıkılarak, özellikle üniversitelerde ve üniversite dışı ortamlarda gerçekleştirilen felsefe etkinlikleri, daha açık bir deyişle “felsefenin gündemi”, tarihsel arka plânı da hesaba katılarak sergilenmektedir.

Oğuz, Y. N. – Tepe, H. – Büken, N. Ö., – Kucur, D. K.,  , Biyoetik Terimleri Sözlüğü, 2005

Türkçede bir ilk olan bu sözlük, Türkçe biyoetik dilinin oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. Etik terimlerin dilimizdeki kullanımlarına bakarak ve İngilizce terimlere önerilmiş olan Türkçe karşılıkları tarayarak yapılan bu çalışmada, biyoetik terimlerine dilimizde en uygun karşılıkların bulunması, anlamlarının açık biçimde belirlenmesi ve sınırlarının çizilmesi hedeflenmiştir.

Genel etik terimleri ile biyoetik terimlerinden oluşan bu sözlük, hem kuramsal çalışma yapan akademisyenler, öğrenciler hem de sağlık alanında çalışanlar için etik bir kılavuz niteliğindedir.