Felsefeye Adanmış Uzun Bir Yolculuk: Uluğ Nutku

 

Felsefeye adanmış uzun bir yolculuk: Uluğ Nutku

Mustafa Günay

İnsan felsefesi konusundaki çalışmalarıyla tanınan hocamız Değerli Felsefeci Uluğ Nutku’yu 17 Kasım 2014’te kaybetmiştik. Ölümünden sonra hakkında bazı yazılar yazıldı, bildiriler sunuldu. Nutku hakkında hazırlanmış bir yüksek lisans tezi de bulunuyor. Onun felsefesi hakkında daha kapsamlı ve eleştirel çalışmaların yapılması gerekir ve yapılacaktır da. Felsefesi dedim, çünkü Uluğ hocanın kendine özgü bir felsefi söylemi ve özgün kavramları vardır. Türkçede felsefenin ve felsefi düşüncenin yolunu açıp genişleten kavramları ve ortaya koyduğu düşünce çizgisiyle Nutku, Takiyettin Mengüoğlu’nun felsefi antropoloji anlayışından yola çıkmakla birlikte, kendine özgü bir doğrultuda felsefi antropoloji geleneğini, Marksizmden de beslenerek sürdürmüştür. Özellikle inanma konusuna odaklanan son yapıtında ortaya koyduğu felsefi anlayışın önemini vurgulamak yerinde olacaktır.

Uluğ Nutku’nun “felsefi bir gezgin” ya da “gezgin filozof” olma yönünden sıkça söz edildiğini görebiliriz. Elbette bu nedensiz değildir. Gittiği yerlere felsefeyi, felsefî düşünceyi de götüren ve oralarda da kök salıp gelişmesi için çabalar harcayan Nutku’unun bu tutumu, onun yaşama ve düşünme bağıntısını da sürekli eylem ve etkinlik üzerine kurduğunun göstergesidir. Onun hayatı felsefeye adanmış uzun bir yolculuk olarak anlaşılabilir. İstanbul’dan başladığı bu yolculuk, önce Adana’da Çukurova Üniversitesi felsefe grubu eğitimi bölümünün kurulması ve gelişmesindeki çabalarında somutlaşır (1990). Daha sonra da Nutku, Mersin Üniversitesi felsefe bölümünü kurar (1994). Nutku’nun felsefe bölümlerinin oluşturulmasındaki son durağı ise Cumhuriyet Üniversitesinin bulunduğu Sivas’tır (2000). Sanırım bu yönüyle de düşünce tarihimizde bir ilk örnek durumundadır.

FELSEFEYE BAKIŞI

Nutku’ya göre, felsefe bir “karşıt kültür”dür, kültürün karşıt unsurudur: “Felsefe karşıt kültürdür, -mevcut kültürün içinde, onu tartışan ve tartıştıran, geliştirici karşıt kültür. Mevcut kültür, karşıtını barındırdığı sürece serpilir. Toplumlar felsefesiz pekala yaşayabilir, ama bu hep kendini tekrar eden bir yaşayıştır. Gerçi kendini tekrarda, özdeşliği sürdürme uğruna, yaşanan şimdi geçmişe feda edilirse, yaşayış donuklaşır; geleneklerde geliştirici olanlarla köstekleyici olanlar ayırt edilemez duruma gelir, tek-biçimlilik, tek-seslilik toplum hayatını ölüme sürükler.”(Nutku 2011: 36)

Nutku, çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılarını 1998’de İnsan Felsefesi Çalışmaları adıyla kitaplaştırdı. İkinci kitabı Felsefe ve Güncellik adıyla çıktı (2005). İnsan felsefesiyle, değerlerle, etikle, hukukla, egemenlikle, küreselleşme, savaş ve demokrasiyle ve daha nice tarihsel ve güncel problemlerle ilgili yazılardan oluşan bu kitap, felsefenin güncel sorunlar bağlamında da yapılabileceğinin ve filozofun ülke ve dünya sorunları karşısında suskun kalmaması gerektiğinin somut bir örneği durumundadır. 2006’da ise Nutku’nun Daha Güncel Felsefe kitabı yayımlanır. Önceki kitabın devamı niteliğinde yazılardan oluşur. Nutku’nun felsefe sorunlarını, “genelliğinde güncel, güncelliğinde genel” bakımdan incelemesi de, onun önemli ve özgün yönlerinin başında gelir. Çeşitli yerlerde yaptığı konuşmaların ve sunduğu bildirilerin metinlerinden oluşan Gezgin Felsefe kitabı ise 2011’de basılır. Hocanın sağlığında yayımlanan son kitabı ise 2012’de çıkan İnanmanın Felsefesi’dir. Ölümünden sonra ise, 2015’te Yeniçağ Felsefesinde Apriori Problemi adlı kitabı ile birlikte tüm şiirlerini kapsayan Üç Demet Şiir adlı kitabı yayımlanır.

Bilindiği gibi dergiler, bir toplumdaki düşünce hayatının can damarları demektir. Uluğ Hoca, felsefe dergilerinin yayımlanmasında da önemli katkılar sağlamış bir kişidir. Adana’da bulunduğu yıllarda arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları Artı dergisi bu bağlamda anılabilir. Bir süre Felsefelogos dergisine de katkılarda bulundu. Son zamanlarında ise Özne dergisinin “inanma” konulu sayısının editörlüğünü yaptı. Son anına kadar felsefeyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Son günlerini oldukça acılı-ağrılı bir biçimde geçirse de okumayı ve yazmayı sürdürdü. Hocası Mengüşoğlu’nun kitaplarının yeni basımlarının hazırlanmasına katkılarda bulundu.

Ayrıca Nutku’nun şiirle olan bağı da unutulmamalıdır. Sağlığında yayınlanmış olan bir şiir kitabı vardı: Ur Uruk Urşu. Ölümünden sonra bu kitaptaki şiirlere de yer veren ama yayımlanmamış şiirlerini de toplayan bir şiir kitabı çıktı: Üç Demet Şiir. Onun şiiri üstüne yapılan bazı yorumlama, çözümleme çalışmaları da mevcut. Hocanın felsefi yönüyle şiirsel yönü arasındaki ilişkilerin ele alınması da önem taşımaktadır. Çünkü onun insan ve değer anlayışının izlerini şiirlerinde görmek mümkün.

DİN FELSEFESİ DEĞİL İNANMA FELSEFESİ

Dinin felsefesini değil de inanmanın felsefi boyutunu ele alan Nutku, İnanmanın Felsefesi kitabının önsözünde bir saptama yapar: Din felsefesi başlıklı kitapların çokluğuna karşın inanmanın felsefesi başlıklı kitaplar yoktur. Bu durum Türkçe dışındaki diller için de geçerlidir. Acaba neden felsefe açısından din ele alınmakta, din felsefesi yapılmaktadır da inanmanın felsefesi yapılmamaktadır? Nutku’ya göre, “Din ile felsefe, tamlaması yapılamayacak, yan yana getirilemeyecek iki kavramdır; çünkü birincisi inanmanın gerçekliği aşan yönüne, ikincisi ise bu aşkınlığın çözümlenmesine aittir.”(s.v) Nutku, dinin kendini kavramlarla çözümleyemeyeceği için, bir din felsefesinden de söz etmenin olanaksız olduğuna dikkati çeker. Ona göre, “İnanmanın felsefesinin şimdiye kadar yapılamayışının bir nedeni de inanca bilginin olumsuzlaması olarak bakılmasıdır.” Bu nedenle inanma olgusunun geniş bir zemin üzerinde incelenmesi gerekir. İnanmayı, insan felsefesi açısından inceleyen ve öze bakışçı bir yaklaşıma dayanan Nutku’nun kitabı da böyle bir incelemenin ilk bölümü/evresi olarak anlaşılabilir.Onun bu eserinin de sonradan yazdığı birkaç bölüm  eklenerek yeniden yayımlanması uygun olacaktır. Bu esere, aynı zamanda yaşadığımız dönemin sorunlarını anlayabilme ve çözümler üretebilme bakımından da ihtiyaç olduğu söylenebilir. İlahiyat çevrelerinden bazı kişilerin saldırganca yaklaşımlar göstermeleri de Nutku’nun inanma sorununu felsefece ele almasına yönelik düşündürücü girişimler olarak unutulmamalıdır.

Yaşamını ve eylemlerini düşünceleriyle bağdaştırması bakımından da örnek bir düşünür olarak iz bırakan Nutku’nun sözleriyle yazımı tamamlamak istiyorum: “Bütün felsefe soruları dönüp dolaşıp insanın kendini anlamasına bağlanır. (...) Çağımızın insanı, önceki hiçbir çağda olmadığı kadar kendisiyle yüz yüzedir ve sorumlulukları çok daha ağırdır. Ancak büyük halk kitleleri bu sorunları omuzlayabilir ve dünyaya hükmetmek isteyen, tüm silahları kuşanmış azınlığı çökertebilir. Kültürler arası iletişim zenginleşti. Bunun siyasal ve iktisadi sonuçları alınacak. Kimse kimseye ‘öğreti’ dikte edemeyecek. Yöneten-yönetilen ayrımı eriyecek. Felsefenin güncel görevleri bu amaçlara katkıda bulunmaktır.”